‘Gözlem herelesi’ Kategorisi için Arşiv

Tatil

Yayınlandı: 01/08/2011 / Bilgi herelesi, Gözlem herelesi
  • Yaklaşık dört yıldır tatil yapamıyordum. Bu sene yapabildim, huzurluyum.
  • İzmir güzel memleketmiş.
  • Çeşme’nin denizini pek sevdim.
  • Sapanca gölünde bir düğüne gittim. Ortam güzeldi. Gelin-damat kayıkla gölden geldi düğün alanına. Tahmin etmiştim önceden:)
  • Heybeliada’ya gittim. Yılın belli bir döneminde orada yaşanabilir.
  • Amy Winehouse ölmüş çok üzüldüm.
  • Kuzenim evlendi. Onun sayesinde Alanya’ya da gittim. 4-5 yıldır gitmiyordum.
  • Kuzenim 21 yaşında, eşi de 20 yaşında. Hızlı çıktı bizim kuzen. Akrabalar sıranın bize geldiğini duyuruyorlar ufaktan.
  • Konya yolunun sıkıcılığından herkes bahsederdi. Benim de ağzım yandı. O nasıl bir yol arkadaş! Dümdüz git git bitmiyo.
  • Konya yolu ne kadar sıkıcıysa Akseki tarafı da bir o kadar eğlenceli. Bi sağa bi sola bi sağa bi sola.
  • Akseki kavşağından Alanya’ya yaklaşık 50 km falan var ve bu yoldaki bütün kırmızı ışıklarda durdum elhamdülillah.
  • Alanya’da yaşanmaz. Buna kanaat getirdim.
  • Klimalı arabadan inip klimalı odaya gidene kadar tişört sırılsıklam oluyor. Hal böyle olunca hasta oldum tabi ki.
  • Kadıpınarı diye bir yer var, gidin derim. Alanya’nın denizine on basar. Dağlardan gelen suya set çekmişler. Sağına soluna çardak kurmuşlar. Mis gibi piknik yeri olmuş. 4-5 metrelik yerden soğuk suya atlayabiliyosunuz.  Hatta bi tane de kaydırak kurmuşlar aquapark havası yaratmak adına. Buyrun görseller:

 

 

 

 

 

 

 

  • Tabi bir de Beşkonak var. Kesinlikle gidin buraya. Köprülü kanyona kadar çıkın. Suya atlayın. Buz gibi suda dişleriniz birbirine vursun şöyle. Sonra rafting yapın. Çok eğlenceliymiş. Neden daha önce yapmamışım diye sorguladım kendimi.
  • Bu arada aileyle tatil yapma yaşım geçmiş sanırım.
  • Isparta şehir merkezindeki trafik ışıkları hep kırmızı yanıyor. Kavşaklar yol geçen hanı gibi.
  • Afyon’daki her dükkan kaymağın en iyisini kendilerinin yaptığını iddia ediyor. Giderseniz göz önünde bulundurun bu dediğimi.
  • Son olarak Alanya’daki sıcağın yanında Ankara’daki sıcak hiçbir şey.

İnsanların egoları ne kadar da yüksek…İsimlerinin önüne gelen unvanlarla kendilerini bir şey sanıyorlar. Üstelik, bu aldıkları unvanları kendilerinden daha çok hakedenler alamıyor. Çünkü, bunların yüksek yerlerde ahbapları var. Bir telefon, bir selam, ısmarlanan bir yemek, bir tepsi baklava işlerini görüyor. Hal hatır işiyle oluyor bu işler. Karşılıklı çay içerken alabiliyorlar bu unvanları. Ve çay içmek gibi basit bir eylemi gerçekleştirirken aldıkları için bu unvanları, sanıyorlar ki o kadar basit olacak bu unvanların gereklilikleri. İşte bu yüzdendir ki memlekette hemen hiç bir iş doğru düzgün yürümüyor. İlkokul mezunu adam milleti temsil ediyor. Üniversite okumamış adam da üniversite öğrencileri hakkında karar alıp ahkam kesiyor. Eğitim geçmişi, bilgisi olmayanlar eğitimle alakalı yerlerde yönetici oluyor ve hiç bir fikir sahibi olmadıkları gibi, bilenlerin fikirlerine, emeklerine, deneyimlerine de saygı duymuyorlar. Farkındalıklarını artırmak istediğinizde de ben bilirim havasına giriyor. Söylediklerinizi duymuyor; ciddiye almıyor. Çünkü siz onun astısınız. Ne haddinize! Yanlış yapmış bile olsa ona karışamazsınız. Zaten yanlış yapmaz onlar. Unvanları var çünkü. Yapsalar bile her minareye hazır kılıfları vardır unvanlarıyla getirdikleri. Öyle bir egoya sahiptirler ki diğer insanların haklarını yerler; hayatlarıyla oynarlar ama bir damla vicdan azabı çekmezler. Unvanları çektirmez çünkü. Masa başından hallederler her şeyi. Önlerine gelen belgelerde yazılı olanlara göre kararlarını verirler. Hatta sizin yerinize bile karar verirler. Sizin emeğinizi yok sayarlar. Çünkü fazlasıyla emek harcamışlardır o unvanı alana kadar. Sizin emeğiniz nedir ki onlarınkinin yanında! Sanarlar ki unvanlarından ötürü saygı duyar herkes onlara. Duyanlar var tabi ki. Hem de gani gani. Ama tamamen duygusal sebeplerden ötürüdür saygıları. Bir gün okey oynarken alacaklarını bildikleri unvandan ötürüdür bu saygıları. Varsın yenilsin okeyde. Ne demişler? Kumarda kaybeden aşkta kazanır. Bunlar da meslek aşkıyla yanıp tutuştukları için kazanacaklar nihayetinde. Zaman geçtikçe kumarda kazanan; aşkta kazandıran olacaklar zaten. Onlar aşkta kazandırdıkça  her zaman hakkı yenen, ezilen birileri olacak mutlaka. Asıl çalışan ve emek verenler yine emeklerinin karşılıklarını alamayacaklar.

Tüm bunların akademisyenlik camiasında olanları beni akademisyenlikten soğuttu. Akademisyenlere olan saygımı yitirdim. Bunlardan uzak durayım dedim ama onlar benden uzak durmadı. Sonuç olarak bu insanların varlığından rahatsızım. Onlar da benden rahatsızdır belki de. O zaman bu şarkıyı dinleyelim.