Başlıksız.

Yayınlandı: 02/04/2011 / Uncategorized

Duty Free’den gelen bi Absolut’üm vardı. Uzun zamandır bekliyo dolapta. Bu akşam açayım dedim. Uzun zamandan kastım da bir hafta. Neyse. Gittim markete ananas aromalı meyve suyu aldım. Sonra kuruyemiş reyonunu önünde durdum ve 200 gram antep fıstığı istedim. Kasap reyonundan gelen pala bıyıklı abi tartarken antep fıstığını gözüm yanyana duran soslu leblebi ve mısıra takıldı. Aklıma BMH günleri geldi. Bi gülümseme yayıldı yüzüme. Hadi. dedim. Alayım… Ödedim parayı çıktım marketten. Eve doğru yürürken BMH hatıralarının zihnimin derinliklerinde yüzeye çıkmak istediklerini hissettim. Ne günlerdi be! diye geçirdim içimden. Nerden nereye? Daha dünmüş gibi hatırladım yaşananları. Sonra yaşadığım apartmanın önüne geldiğimi fark ettim ve bütün o anılar yerini tanımadığım bir şehirde bütün arkadaşlarımdan uzak olarak yaşadığım gerçeğine bıraktı. Öğretmendim. Bir an gerçekten öğretmen olmak isteyip istemediğimi düşündüm merdivenleri çıkarken. Kazandığım para ve çalıştığım yerdeki memnuniyetim hemen attı bu düşünceyi kafamdan. Eve girdim. Mutfağa bıraktım aldığım malzemeleri. Karnım açtı. Bir şeyler atıştırıp sonra içeyim dedim. Açtım dolabı. Hazırda sadece köfte kalmıştı. Bir an evvel tükettiğim hazırların yerini doldurmalıyım diye düşündüm. Çıkardım köfteleri attım tavaya. Yine yapıştılar. Sövdüm. Paketin üzerindeki tavsiye edilen pişirme önerisine uyarak 8-10 dakika pişirdikten sonra ekmeğin arasına koydum. Domates dilimledim içine. Biraz da yeşillik koydum. Dolabımın olmazsa olmazı bir litrelik kolayı çıkardım ve masaya oturup afiyetle yedim. Tabi ki yemek yerkenki olmazsa olmazım Friends’den bir bölüm açmayı da ihmal etmedim. 10 sezonluk diziyi 4 kere baştan sona izlemiştim. Böyle ara ara izledikleriminse haddi hesabı yok. Friends eşliğindeki yemeğimi bitirdikten sonra bilgisayar başına geçtim. Her zamanki Facebook-Twitter rutinlerimi yaptım. O arada bi arkadaşımın hazırladığı kişisel internet sitesine girdim. Uzun zamandır girmemiştim. Okumak hoşuma gidiyodu yazdıklarını. En son nefret ettiği şeyleri sıralamıştı. Okurken ben de yazmalıyım aynından diye düşündüm. Hatta çok sevdiğim şeyleri de yazmalıyım dedim.

Çok güzel söylemişti nefret ettiklerini. Bir çırpıda öğrendim nefret ettiği her şeyi. Ya da bir kısmını. Bir sonraki yazıyı okudum. İmza gününe gitmişti. Hemen anladım hangi yazar için gittiğini. Çok imrendim o an. Üstünde fazla durmamaya çalıştım. Diğer yazdıklarını okudum. Ortak bir arkadaşımızın doğum günü için ufak bir paragraf yazmış olduğunu gördüm. Kısa ve öz. Ne güzel, dedim, bir insanın kişisel sitesinde başka bir insandan bahsetmesi. Sonra aynı kişinin bir hafta sonraki doğum günü organizasyonumu yaptığı aklıma geldi. Ne kadar vefalı diye geçirdim içimden. Önceki sene de doğum günümü o duyurmuştu. Ne eğlenmiştik…Bi özlem kapladı içimi. Akşam çıkmalarımız aklıma geldi. Alkolün verdiği rahatlamayla kendimizi müziğe bırakışlarımız… Çok özlemiştim o günleri. Öğrenci olmayı. Okula gidip derse girmemeyi. Vize önceleri not bulma telaşlarını. Bir sürü şeyi çok özledim. Aynı sıralara oturmayı istedim yeniden. Sevdiğim sevmediğim herkesle beraber aynı derslikte olmayı.. Hemen o günlerin, hayatımın belki de en güzel günlerinin geride kaldığı; artık öğretmen olduğum aklıma geldi. Ne vardı bu öğretmen olmakta? Eskileri düşünmeye gelmiyodu. Hemen silip atıyodu bütün anıları bir kenara…

Dalmıştım eskilere. Tam zamanıydı içmenin. Hazırladım içkiyi; çerezleri. Açtım hemen müzik klasörünü. Seçiyordum en slowlarından. Yine fark ettim ki BMH’de dinlediğimiz şarkıları seçiyorum. Yok yok. Kurtuluş yoktu bu akşam. Eskileri düşünecek; içecektim. Hoş; daha içmeden sarhoş olmuştum bile. Seçtim şarkıları başladım dinlemeye… One more cup of cofee, don’t cry, knockin on heavens door, with god on our side… Hep Bob Dylan’dan gidiyodum. Bob Dylan deyince aklıma bir kişi geliyodu. İyi ki de tanıştırmış beni Bob Dylan’la dedim. İyi ki de tanımışım bu insanı dedim. Hayatımda olduğu için mutlu olduğum insanlardan. Harbi insan. Kendi dünyasında yaşar. Etliye sütlüye karışmaz, ki bence en iyisi. Benim belki de hiç bir zaman yapamayacağım bişi…

.

.

.

Öyle işte…

En son Bob Dylan’dan şarkılar dinlediğimi hatırlıyorum. Şu an ise Unforgiven çalıyor. Ne şarkı yapmışlar! Hiç sıkılmadan dinleyeceğim şarkılardan bir liste oluştursam kesin listeye ilk sıralardan girer.

Neyse. Sanırım dağılmaya başladım. Bu kadar yeter sanırım. Yarın bu yazdıklarımı okuyup gülecem. Hadi bay.

Reklamlar
yorum
  1. Emre dedi ki:

    Öyle yazmışsın ki bir tane de ben açacam neredeyse. ama buradaki tekeller kapalı abi.

  2. Emre dedi ki:

    valla çok istiyorum gelmeyi abi. yakındır merak etme.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s